Dede ile Torunlarının Hikayesi…

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde Çeşmenin Şirin kasabası Alaçatı’da şirin bir dede yaşarmış. Bu şirin dede tarlasında sebzeler, limonlar, incirler yetiştirir, bunları kasaba halkına satarmış…
Bu tatlı dedenin birbirinden güzel, birbirinden tatlı mı tatlı iki torunu varmış…
İlkinin ismi Alya’ymış.
Alya, doğmadan önce dedesi rüyasında yüksek mi yüksek, ulu mu ulu bir dağın en tepesinde küçük bir kız çocuğu görmüş, saçları rüzgârda uçuşan melek kadar güzel bu minik kız çocuğu dedesine gülümseyerek bakmış…
Gökyüzüne bu kadar yakın mıyım ben acaba? diye içinden geçirmiş şirin dede… Gülümseyerek uyanmış uykusundan…
Şirin dedenin gördüğü bu rüya üzerine torunun ismini YÜKSEK, YÜCE anlamındaki ALYA koymuşlar…
Güzel bir Nisan sabahında başlayan rüzgâr, tüm gün Alaçatı’yı kendine esir etmiş… Kasaba halkı rüzgâra alışkınmış fakat bu kadarına değil… Şiddetli rüzgar öyle bir kuvvetliymiş ki kimse evin dışına çıkamamış..İşte Rüzgar öyle bir günde doğmuş…. Rüzgârıyla gelen bu güzel erkek çocuğu tatlı masum gözleriyle, rüzgârın o şiddetli yüzünü örter gibi bakıyormuş herkese…
Yıllar geçtikçe Şirin Dede için bu iki torunu hayatının en önemli iki unsuru haline gelmiş, onlarla geziyor, onlarla yaşıyormuş.
Bir gün iki torunu ile birlikteyken bir şey dikkatini bir şey çekmiş;
Alya ile Rüzgar birlikte olduğunda onlara baktıkça kendini yüksek bir dağın tepesinde temiz havayı içine çektiğini ve hafifçe bir rüzgarın yüzünü serinlettiğini hissetmiş…
Torunları yürüdükçe onları takip eden bu minik rüzgar dedelerini hem çok keyiflendirmiş hem de şaşırtmış. Benim torunlarım “İşte gerçek Alaçatı çocukları” diye düşünmüş.
Bir süre sonra kurduğu otelin ismini ise “Alya Rüzgarı” koymuş. Otele geldiğinizde rüzgarla hissedeceğiniz o tatlı esinti ve misafirperverlik kendinizi iyi ve özel hissettirecekse bu  “Alya Rüzgar’ının etkisidir.